RECÂ

İmâm Gazâli Hazretleri tahsile başladığı gençlik yıllarında kervan ile sefer esnâsında bir grup eşkiyânın baskınına uğrar. Eşkiyâ yolcuların nesi varsa hepsini alır götürür. Bu meyanda İmâm Gazâli Hazretleri’nin kitaplarını da alırlar..
Her ne kadar bunlar sizin işinize yaramaz diye yalvardı ise de, eşkiyâ kitapları da alır götürür.
Bundan böyle İmâm Gazâli Hazretleri eline geçirdiği eserlerin hepsini, (eşkıyâ korkusu üzerine) ezberler. Tahsil yolunda olan gençlerimize ilme olan iştiyâk ve arzûyu anlatması bakımından bu vak’ayı arz etmiş oldum.
Bütün hayâtımız boyunca havf ve recâ içinde olmamız gerekeceği gerçeğini hatırlatması bakımından İmâm Gazâli Hazretleri’nden bazı nakiller yapmak istiyorum. Eser, orijinal Mükâşefetü’l-Kulûb:
Ebû’l-leys Semerkandî’den naklen:
Kişinin Allah’ı sevdiği, sevmediği, 7 şey ile bellidir:

   1-Dilinden bellidir. Eğer bir mü’min (erkek olsun, kadın olsun) yalan, gıybet, lâf getirip götürme,  iftirâ, luzûmsuz ve gereksiz lâflar ile dilini kirletirse, büyük mes’ûliyet taşımaktadır.
Dilin kullanım sahası, her hâl ü kârda doğruyu söylemek, Yüce Allah’ı zikretmek,  Kur’an-ı Kerîm okumak ve ilim müzâkeresinde bulunmaktır.
Tarihte öyle anneler, babalar yaşamıştır ki, ağzımızdan yanlış kelimeler çıkabilir, mes’ûl oluruz düşünceleri ile, muhâtablarına Kur’ân âyetleri okuyarak hitâb etmişler, muhâtablar da kişinin ne demek istediğini anlamışlar, öylece davranmışlardır. Heyhât bunlar hep mâzîde mi kaldı?

Koca Yûnus’tan:
Söz ola kese savaşı !..
Söz ola kestire başı !..
Söz ola ağulu aşı,
Yağ ile bal ide bir söz…


Yüce Mevlâmızın öyle kulları da vardır ki, otururlar, kalpten kalbe konuşurlar, müzâkerelerini yaparlar, karârlarını alırlar, kalkarlar giderler...
  Kalbinde Yüce Allahımızın sevmediği ne varsa hepsini  çıkarıp atmalıdır. Kalbin tasfiyesi, nefsin tezkiyesi mühim işlerdendir.
Sür çıkar ağyârı dilden tâ tecelli ide Hak!..
Padişah konmaz saraya hâne ma’mûr olmadan!...
Din kardeşine kin, düşmanlık, hased… bin türlü maraz taşımak ne büyük âfettir !...
Melekler ancak gördüklerini ve duyduklarını yazarlar. Ancak Yüce Allahımız, gözlerin hâin bakışlarını,  kalbden geçenleri de bilir. Kimden neyi saklayacaksınız?..
Şu husûsu da ayrıca ifâde etmeliyim:
Dünyâda iki mukaddes şehir vardır ki, Mekke-i Mükerreme ve Medîne-i Münevvere. Bu iki şehirde işlenmediği hâlde her hangi bir ma’siyet işleme arzusu kalblerden geçerse kişi bunlardan da mes’uldür.
İşte bu iki mukaddes şehir, sevdiğini tutar, sevmediğini atar.
Yılların tecrübesi ile görmüşüzdür ki, hacıların bir kısmı hac bitiminde Haremeyn’den ayrılmak istemez, bir kısmı da “Ne zaman döneceğiz?” demeğe başlarlar…
Bir kısım bahtiyârların vefâtları da Haremeyn’de tahakkuk eder, Cennetü’l-Muallâ ve Cennetü’l-Bakî’de kalırlar…
Lekesiz bir îmân, riyâsız ibâdât bir de mürşid terbiyesi üçü bir arada tahakkuk ederse, kalbler tasfiye, nefsler tezkiyeye ulaşırlar.
Bünyeyi en son terk edecek ma’nevi maraz, hubb-i  câh dedikleri makam ve mevkı’ sevdâsıdır. Kişi bundan da kurtulursa velâyet mertebesinin zirvelerine tırmanmış olur.

Cennete göre dünyâ varlığı cidden bir hiçtir!..
Rü’yetullah’a bir kere ersen Cennet bir hiçtir!..
Vakti nakid bil, Allah’a dayan, hikmete râm ol!..
Eğri yürürsen, yan gelip yatsan, ömrün bir hiçtir!...


Sâmî Ramazanoğlu Hazretleri’nden dinlemiştim; Kalbler beş kısma ayrılır:
1-Ölü kalb 2-Hasta kalb 3-Gâfil kalb 4-Zâkir kalb 5-Diri kalb
Ölü kalblerde ma’neviyyât diye bir şey kalmamıştır. Hasta kalbler hayâta kavuşabilir, ihmal edildiği takdirde ölebilirler. Gâfil kalbler, 24 saatta zikri ve Yüce Allah'ı hatırlamakta yarıdan az. Zâkir kalblerin zikri günlük hayâtta yarıdan fazla.
Diri kalblere gelince, 24 saatın bütününde bir nefes Yüce Allah’tan gâfil değil, bütün muâmelelerinde ayık ve zikir hâlinde. Yani el kârda, gönül yârda…
Örnek olarak en başta Peygamber Efendimiz, bütün peygamberler, evliyânın büyükleri bu zümredendir.
Şeyh Gâlib Dede Hazretleri’nden:

Ey dil!..ey dil!..niye bu rütbede pür-gamsın sen!..
Gerçi vîrâne isen genc-i mutalsamsın sen!..
Secde-fermâ-yı melek zât-ı mükerremsin sen!..
Bildiğin gibi değil, cümleden akvemsin sen!..
Rûhsun nefha-i Cibrîl ile tev’emsin sen!..
Sırr-ı Haksın mesel-i Îsi-i Meryemsin sen!..
Hoşca bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen!..
Merdüm-i dîde-i ekvân olan Âdemsin sen!..

   3-Bakışlarından bellidir. Yüce Allahımızın haram buyurduklarına bakmaz. İstek ve arzu ile, rağbetle dünya zenginliklerine de bakmaz. Ancak ibret almak maksadı ile bakar.
Nakşibendî usûllerinden, hayât boyunca tatbik edildiği takdirde büyük kurtarıcı 11 usûlden biri de, Nazar ber kademdir. Yolda yürürken ancak basacağımız yere bakarak yürümek. Herkes için önemli olmakla beraber, özellikle hanımlar, kızlar için ne kadar önemlidir.
Namaz kılarken çeşitli şeylerin hatırımıza geldiğinden şikâyet ederiz. Gözler ,kalplerin penceresi gibidir. Günlük hayâtımızda gözleri İslâmî ölçülerin dışında kullandığımız takdirde, kalplere depo edilen yanlışlar, elbette ki namazda hatıra gelir ve rahatsız eder.
Büyüklerden bir zâttan dinlemiştim:
“Bir gün Üstâdımı ziyarete gidiyordum, apartmanın merdivenlerinden inerken süslü, cilveli, parfüm esintileri ile merdivenleri dolduran bir kadınla karşılaştım. İlk görüşten sonra bir daha baktım. Üstâdımın huzuruna vardığım zaman merhabalar şöyle dursun, yüzüme bile bakmadı, biraz oturdum, kalktım, giderken uğurlar olsun bile demedi.” demişlerdi.

   4-Yediklerinden bellidir.
   Peygamberimiz Efendimiz bir hadîslerinde buyuruyorlar ki:
Adem oğlunun midesine bir lokma haram girerse, o haram, bünyede bulunduğu müddetçe (alınan bir gıdânın te’siri 40 gün devam eder) yer ve gök melekleri ona lânet okurlar, o hâldeyken ölürse yeri cehennemdir.
Hazret-i Mevlânâ’nın bir sözünü hatırlayalım:
Kabiliyetsiz ile uğraşmak kubbe üzerinde ceviz durdurmağa benzer !..
Kabiliyetsiz kim ?
Nikâhtan mahrûm, haramlarla beslenmiş, mürşid meclislerinde bulunmamış.
Konyamızın büyük dervişlerinden Dişçi Hacı Mehmed Lekesiz müsafirim idi. Sohbet esnâsında müsafirlerimden birisi, “Efendim! Devlet bankalarının fâizleri haram sayılmazmış diyorlar. Ne buyurursunuz?“ deyince,
“Evlâdım, bir caddeden geçerken o cadde üzerinde bir banka binâsı varsa onun önünden koşarak geç, Allah korusun o esnâda bir deprem filan olur, binâ yıkılır altında kalırsan, âkibetin çok fecî olur” diye buyurmuşlardı. Haramların büyük tehlikesini anlatmış olmak bakımından.
Rûh sağlığımızı emniyete almak günlük hayâtımızda mühim işlerdendir:
Lekesiz îmân,
Riyâsız ibâdet,
Yeteri kadar helâl kazanç,
Gücümüz yettiğince insanlığa hizmet, ne kadar büyük önem taşımaktadır…   
Osmanlı İmparatorluğu’nun geniş coğrafyasını hatırlayalım. İstatistikler yapılmış. O kadar geniş coğrafyada işlenen cürümler, bu gün memleketimizin büyük şehirlerinden birisinde işlenen cürümlerle karşılaştırılmış, maalesef şimdiki ölçüler çok daha fazla. Sebep, yukarıda arz etmeğe çalıştığım yanlışlar.
Hazret-i Ebû Bekir (r.a)'in hilâfetinin ikinci yılında devlet sınırları içinde en küçük bir cürüm dahi işlenmemiştir ve bu dünyâ tarihinde tektir.

   5-Kişinin ellerini harama uzatmaması, tâatta kullanmasıdır.
Peygamber Efendimiz bir Hadîs-i Şerîflerinde şöyle buyurmaktadır:
Cenâb-ı Hak Celle Celâlüh Hazretleri Cennette, sütûnları zebercetten bir köşk hazırlamıştır. İçinde 70 bin dâire, her dâirede 70 bin ev… Bunları, Yüce Mevlâmız, kendilerine haram teklif edildiği hâlde Allah’a olan sevgilerinden ve saygılarından dolayı harama ellerini uzatmayan mü’minlere verecektir.
Elleri ile san’at eserlerini meydana getiren güzelleri  nasıl takdir etmezsiniz!... Medîne-i Münevvere’de Mescid-i Nebevî’nin Selâm Kapısı’ndan girince Kıble Duvarındaki Ecdâd yâdigârı Âyetleri, Esmâü’l-Hüsnâ, Peygamber Efendimizin güzel isimlerini, daha nice hat eserlerini ve motifleri nasıl takdir etmezsiniz !... Bunları hangi güzel eller hazırlamış, yazmış. Hangi gönüller ne yüce duygularla bezemiş !.. Eğer bir kimse birazcık hüsn-i hattan anlıyorsa, Peygamber Efendimizi ziyâret neş’esi en başta olmak üzere Bâbü’s-selâmdan ayık girer, Bâb-ı Cibrîlden mest ü lâ ya’kil olarak çıkar gider!..
Çok sevgili dostum Hattât Ali Hüsrevoğlu’nu şükrân ve düâlarla yâd etmeliyim. Mescid-i Nebevî’nin genişletilmiş mekânlarındaki Âyetleri yazmak Ona nasîb olmuştur!..
Yanlışta kullanılmayan ellere binlerce takdir, teşekkür, duâ…

   6-Kişilerin ayaklarını günah yolunda kullanmamaları, tâatta, hizmette kullanmaları…
Bir kişi düşünelim, bir ömür ayakları kendisini meşrû’ güzel yerlere taşımıştır.. Bir kişi de düşünelim, meyhâne, kumarhâne… Bir ömür oralarda dolaşmış.. Yaya olarak kıt’alar arası hacca gelenler olmuş!.. Onları vakit vakit hayâl etmişimdir. Hangi ayaklar güzel?
1985-1990 yıllarında Mekke-i Mükerreme’de idim. Gece ibâdetlerine devam ettiğimiz arkadaşlarım vardı. Bunlardan birisi de Yemenli Mücâhid Efendi isminde bir dostum idi (hâlen hayâtta). Yatsı namazından sonra saat 10 civarında tavâfa girerdi, 6 saat kesintisiz tavâf ederdi… Teheccüd vaktine kadar… Ayakları ilim yolunda, hizmet yolunda, bir ömür taatta kullana bilmek ne büyük bir başarıdır !..

   7-Kişinin yaptığı her işi Allah rızâsı için yapması keyfiyeti:
“Günâhın büyüğü küçüğü olmaz, kime karşı işlendiğine bakılır, ni’metin azı çoğu olmaz, kimin verdiğine bakılır.” ta’birini büyüklerden hep duymuşumdur..
Ka’beyi tavaf ederken Rükn-i Yemâni ile Rükn-i Hacerü’l-esved arasında şu duâ okunur:
Rabbenâ âtinâ fi’d-dünyâ haseneten ve fi’l-âhireti haseneten ve kınâ azâbe’n-nâr…
Kısaca mâ’nâsı, "Ey bizim Rabbimiz, bize dünyâda hasene, (sevaplar ver), ahirette de hasene (sevaplar) ver!. Ve bizi cehennem azâbından koru!.."
Dünyâda yapabilene sevaplar çoktur. Ancak en mu’teber olanı Onun rızâsı için yapılanıdır. Yüce Rabbimizin rızâsı ameller içinde gizlidir. Riyâdan uzak ola bilmek ne büyük başarı ve zaferdir..
Dünyâda atılan her adımda İlâhî rızâyı aramak cümlemize nasîb ola !..
Ahirette de en büyük hasene Yüce Allahımızın Cemâline mazhâr ola bilmektir !.. Bu güzel neticeyi şiirleştirmek icâb ederse:

Dünyâda rızâ, Ukbâda Likaa!..
Ancak maksûdum rızâ ve Likaa!..

İlhan Armutcuoğlu

 

 



Hayatı - Sohbetleri - Şiirleri - Tercümeleri - Fotoğraflar - Ana Sayfa
www.ilhanarmutcuoglu.com © 2010

Ana Sayfa > Makaleler
MAKÂLELERİ


RECÂ

SEKÎNET

YAŞATMAK ÖLDÜRMEMEK

ÜÇ AYLAR

İRTİCÂ