SEKÎNET

O, îmânlarına îmân katsınlar diye, mü'minlerin kalblerine sekînet indirdi. Göklerin ve yerin askerleri Allah'ındır. Allah alîm ve hakimdir.(1)
Sekînet, sükûn ve itmi'nan, sebat ve temkin mânâsına masdardır. Nefisdeki telaş ve heyecânın kesilmesi ile hâsıl olan kalb oturması, yürek ısınması, gönül rahatı, huzûr ve sükûn mânâlarını ifâde etmektedir. (2)
Hazret-i Ali keremallahü vecheh ve radiyallahu anh'den bir rivayette:
"Sekînet, mü'minin kalbine yerleşip onun iç huzûrunu te'mîn eden bir melekedir" denilmiştir.
Muhyiddîn-i Arabî hazretlerinin "Fütühât-ı Mekkiyye"sinde:
"Sekînetin başlangıcı, emri her vechile anlayıp kavrayarak mütâlaa etmektir. Böyle olmayınca sekînet hâsıl ve sahîh olmaz" denilmektedir.

"Hani İbrâhîm; Rabbim! Ölüleri nasıl dirilteceğini bana göster, demiş, (Allah buna) inanmadın mı yoksa demiş, o da, inandım, fakat kalbimin (gözümle de görerek) yatışması için (istedim diye) söylemişti.
"Allah dedi ki: Dört kuş tut. Onları kendine alıştır, sonra onlardan her parçayı bir dağın üzerine bırak. Sonra da onları çağır. Koşarak sana geleceklerdir.
"Bil ki şüphesiz Allah bir kâdir-i mutlaktır, tam bir hüküm ve hikmet sahibidir." (4)

Yukarıdaki ayet-i kerîme mealinde ifâdesini bulan İbrâhîm aleyhisselamın münâcâtı, ondan sonra da Cenâb-ı Hakk'ın ölüleri nasıl dirilttiğini bizzat göstermesi, kendilerinin daha önceki düşüncelerini ortadan kaldırdı. Kalbi huzûr ve sükûna eriverdi.
İbrâhîm aleyhisselam bu münâcât ve müşâhedesini sekînetin başlangıcı yaptı.
Bu müşâhededen önce ölülerin diriltilmesi keyfiyeti "Acaba Cenâb-ı Hak ölüleri nasıl diriltiyor" diye zihnen onu meşgûl ediyordu.
Arab dilinde bıçağa "sikkîn" denmesinin sebebi, hayvandaki heyecân ve ızdırâbı kesip atmasındandır.
Kelime-i Tevhîd'in "Lâ"sı ile yani "Lâ" kılıcı ile kalbde olan her türlü telaş, vesvese ve teşvişi kesip atabilseydik...
İnsan, îmânın şartlarını tamamlayıp "ilme'l-yakîn"den, "ayne'l-yakîn" mertebesine ulaşınca Hak tarafından o mü'minin kalbine öyle bir tecellî hasıl olur ki, o tecellîye "zevk" denilir.
Kişinin îmânı ilme'l-yakîn mertebesinde iken bu "zevk"e ulaşmak mümkün değildir.
"Sekînet"in, bu Atiyye-i Sübhâniyyenin elde edilmesine gelince;
İmâm-ı Rabbânî Hazretlerinin "Mektûbat"ında (5) beyan buyurdukları üzere; kişinin Hakk'a yaklaşmaşı ve ebedî kurtuluşa ermesi için mutlak süratte üç şeye ihtiyâcı vardır: İlim, amel, ihlâs...
Bu üç kurtarıcıya kâmil bir zatın rehberliğinde öyle sıkı sarılmak îcâb eder ki, netice alınabilsin ve maksad hâsıl olsun...
Buhârî'nin rivayet ettiği hadîs-i kudsîyi bir daha hatırlayalım:
"Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğu Ebû Hureyre Radiyallahu anh'dan rivâyet olunuyor:

"Allah Teâla buyurdu ki: Her kim benim velîlerimden bir velîye düşmanlık ederse, şüphesiz ben ona harb ilan ederim.
"Benim kulum, üzerine farz ettiğim şeyden daha sevgili hiç bir şey ile bana yaklaşamaz.
"Bir de kulum nafileler ile bana yavaş yavaş, yaklaşa yaklaşa, nihâyet öyle bir hâle gelir ki, Ben onu severim.
"Onu sevdiğim vakitte de, onun işitmesine vâsıta olan kulağı, görmesine vâsıta olan gözü, tutup yakalamasına vâsıta olan eli, yürümesine vâsıta olan ayağı, anlamasına vâsıta olan kalbi, söylemesine vâsıta olan dili olurum.
"Öyle olan kişi Ben'den bir şey isterse muhakkak veririm. Bana sığınırsa onu muhâfaza eder, korurum." (6)

Buhârî'nin metninde:
"Ölmeyi istemeyen, kendisine kötü muamele de bana hoş gelmeyen, halbuki hasbe't-takdîr ölmemesine de çâre olmayan mü'min kulumun rûhunu kabz etmekteki tereddüdüm kadar işlediğim hiç bir şeyde tereddüd göstermedim" ziyâdesi vardır.
Tabiâtiyle bütün bu çalışmaların sonunda Cenâb-ı Hakk'ın kulunu sevmesi umulur. Muhabbetin menşei, kökü, aslı muhakkak, Hak cânibindedir.

Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl!..
Muhammed'siz muhabbetten ne hâsıl?..


Kulun Sünnet-i Seniyye'yi ihyâ neş'esi içinde hayâtına devam etmesi, bu güzelliklere ulaşmak için zarûrî ve elzem bulunmaktadır.
Koca Sinân Paşa'nın dili ile Bayezid-i Bistamî hazretleri bakınız neler buyuruyor:

Nitekim ol şeyeh-i âlem Bayezid
Nür-i çeşm-i rüy-i Adem Bayezid

Nakl olunur kim demiş ashabına
Ehl-i dilden bulunan ashâbına

Ben sanırdım bunca yıldır âşıkım
Tâlibim yâri, gönülden sâdıkım

Bu tamam oldu bana âhir âyân
Âşık u tâlib o imiş bî-güman

Ol muhibb imiş bana mahbûb ben
Tâlib Ol imiş beni, matlûb ben

Ol imiş cezb eyleyen beni bana
Ol imiş hem komayan beni bana

Şol gönül kim âşıkı Allah ola
Dil değil ol, dü cihâna şâh ola

Olmaya ol gönüle hergiz hicâb
Rüy-i ma'şuku göre ol bî-nikâb
(7)


Bütün dünyâda mâ'nevî değerlerden kopan zamanımız insanlarının ne türlü felâketlere sürüklendikleri her gün gözlerimizin önündedir. Günlük hâdiseler ve haberler bunun acı örnekleri ile doludur.
Bu itibârla insanlığa doğruyu göstermek, yaşamak ve yaşatmak, en büyük hizmetler cümlesindendir.
Ashâb-ı Kirâm radıyallahu anhüm ecmaîn hazerâtı, Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) yüce huzûrlarına vardıkları zaman, tüy kadar hafif, göklere uçacak kadar mâ'nevî haz içinde bulunduklarını her zaman îtiraf ederek,
"Ya Rasûlallah! Huzûr-i âlînizde böyle iken kendi özel hayâtımıza döndüğümüz zaman yine eski durumumuz bize arız oluyor" dediklerinde,
"Eğer o haliniz devam etse melekleri açıktan görür, onlarla müsâfaha ederdiniz" buyururlardı.
Başlangıçta kabeden kalbe akis yolu ile tadılabilen bu hâl, verâset-i Peygamberîden hissesi bulunan "ehlullâh"ın huzûrunda da aynen hiss olunur.
Yukarıda arz etmeğe çalıştığım sekînet ve benzeri hâlleri, usûlünce iktisâb edinceye kadar, ilim ve verâsette kemâlli zevâtın yüksek huzûrları ve vakit vakit ziyaretleri ile tatmak ne güzeldir!..

Vardıkda pîr-i kamil'e, taş olsa dil yumşağ olur
Fir'avn ise nefsin yakîn, karıncadan alçağ olur
Oldunsa vâkıf aczine, edna amel bir dağ olur
Çürüklerin hep sağ olur, zehrin kamu bal yağ olur
Dağlar yemişli bağ olur, cümle cihan bostan sana
(8)

(Dipnotlar: 1. Feth Suresi,
ayet: 4 2. Hak Dini Kur'an Dili, c.6, s. 4408. 3. Tefsîr-i Rûhu'l-beyan, c. 9, s. 12. 4. Bakara Süresi, ayet: 260. 5. Mektübat, c. 1, s. 7. 6. İmam-ı Nevevî, Kırk Hadîs. 7. Tazarru'name, s. 194. 8. Dîvan-ı Es'ad, Erbilli Şeyh Muhammed Es'ad Efendi.)

Lokman Hekîm der ki:
"Dörtbin Peygamberi tetkik ettim. Onlardan şu sekiz kelimeyi seçtim.
1. Namazda iken kalbini muhâfaza et.
2. İnsanların arasında iken dilini muhâfaza et.
3. Sofrada iken boğazını muhâfaza et.
4. Başkasının evinde iken gözünü muhâfaza et.
5. 6. İki şeyi unutma: Allah'ı ve ölümü.
7. 8.İki şeyi de unut: Biri başkasına yaptığın ihsandır ki o iyiliği unut. Bir de başkalarının sana yapmış olduğu kötülüğü unut."

Şiblî (Rahimehullah) şöyle anlatmıştır:
"Dört yüz üstâda hizmet ettim ve bunlardan dört bin hadîs okudum. Sonra bunlardan bir hadîs-i şerîfi seçtim ki, kurtuluş ve saâdeti onda buldum. O hadîs-i şerîf de şudur:
"Dünya için çalış, orada kalacağın kadar. Âhiret için çalış, orada kalacağın kadar. Rabbin için amel yap, O'na olan ihtiyâcın kadar. Cehennemden korun, ona olan sabrın kadar."

İlhan ARMUTCUOĞLU
1987 -Altınoluk Dergisi, Eylül, Sayı: 19, Sayfa: 32

 

 



Hayatı - Sohbetleri - Şiirleri - Tercümeleri - Fotoğraflar - Ana Sayfa
www.ilhanarmutcuoglu.com © 2010

Ana Sayfa > Makaleler
MAKÂLELERİ


RECÂ

SEKÎNET

YAŞATMAK ÖLDÜRMEMEK

ÜÇ AYLAR

İRTİCÂ